Gümüşhane 'nin en büyük kişisel web sitesi


Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi (K.S) Hz.
 

Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi (K.S) Hz.Gümüşhane'nin Emir mahallesinde Hicri 1228 de doğdu babasının adı Mustafa'dır. Uçsuz bucaksız feyiz kaynağı olan A.Ziyaüddin Gümüşhanevi daha beş yaşında iken Kuran-ı Kerimi usulüne göre okuyacak hale gelmiş yine bu yaşta büyük bir arzuyla zamanın okutulan ilimlerini öğrenmeye başlamış.Sekiz yaşında iken devam ettiği bir takım zikirler ve dualar ile birlikte delaili şerifeyi okumaya izin almıştır.

Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi on yaşında iken babasıyla birlikte Trabzon'a hicret edip ticaret hayatına atılmış, ticaretten çok ilme ve irfana düşkün olduğunu gören babası, abisinin askerden dönene kadar kendisine yardım etmesini ister ve daha sonra okuması için istediği yere göndereceğini söyler.

Ondört yaşında iken babası bir gün A.Ziyaüddine amcasıyla birlikte İstanbul'a gidip dükkan için gereken malları almasını ister buna sevinen Ziyaüddin İstanbul'a gidip dükkan için gerekli malları alıp geri dönecekleri sırada, Ahmet Ziyaüddin amcasına dönerek İstanbul'dan ayrılamayacağını amcasına çoktan beri arzuyla beklediği yere kavuşmuş bulunduğunu burada ilim tahsil etmek istediğini,babasının da sırası gelince ilim tahsil etmek için müsade edeceğini daha önceden söylediğini amcasına söyler babasının rıza göstermesi içim sıkı sıkıya tenbih eder.

Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi Beyazıt medresesinde yerleşerek orada tahsile başlar. Akli ve nakli ilimlerde yüksek seviyeye ulaşarak alimlerden icazet alır daha sonra Beyazıt medresesinde müderris olarak görev yapıp birçok talebeye icazet vermiştir.

Kalemi ve kelâmıyla mücâdele veren Gümüşhânevî, yeri gelince kılıca ve silaha sarılmayı da bilmiş 93 Harbi diye bilinen Osmanlı-Rus savaşlarına iştirak ederek cephede bizzat çarpışmış, gönüllü gittiği bu savaşın kesintiye uğradığı bir ara Of’a gelerek tarikat neşrinde ve irşad hizmetinde bulunmuş, savaş başlar-başlamaz muharebe meydanına tekrar dönmüştür. Gümüşhâne vî’nin toplum hayatına, insanlara hizmet etmeye, sosyal faaliyetlere bu derece önem vermesi, biraz da müntesibi bulunduğu tarikatın hususiyetinden kaynaklanmaktadır. Nakşibendi Tarikatı, irşad faaliyetinde halkın içine karışmayı ve insanlara hizmeti ön pla n da tutan bir anlayışa sahiptir.

Gümüşhânevî hazretleri, az yemek, az uyumak ve az konuşmak gibi prensipleri içeren z ühd ve takva dolu bir hayatı benimsemişti. Misafirsiz sofraya oturmazdı. Bütün nafile oruçları tutardı. Haftada iki defa müritleriyle topluca Hatme-i Hâce zikri icrâ ederdi. Salı geceleri zikirden sonra yetmiş bin kelime-i tevhid zikri yaptırmayı adet hal i ne getirmişti.

Yazlarını Beykoz’daki Yûşâ tepesinde çadır kurarak geçirirdi. Yine bir yaz günü Yûşâ tepesi’nde yakınlarıyla çadır kurmuş olan Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî (k.s.), elinde eski bir kemanla geçmekte olan bir çalgıcıyı çağırdır. Adam, sizin hocanızla benim ne işim var, gidin işinize, siz keman çaldırıp para vermezsiniz, ben de sizin sözlerinize kulak asıp dediğinizi yapmam, derse de ısrar eder ve huzura getirirler. Gümüşhânevî hazretleri, çalğıcının kulağına gizlice bir şey söyler. Adam bu sö z ler özerine öyle bir cezbeye tutulup bağırır ki etratakiler şaşırıp kalırlar. Çalgıcı, tövbekâr olur. Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî hazretlerinin kendisinin kulağına neler söylediğini merak edip soranlara uzun süre bir şey söylemez nihayet bir gün:

-"Ben gen çliğimde bir Bektâşî şeyhine intisap etmiştim, kendisi ehl-i sünnet ve’l-cemaatten idi. Vefat edeceği zaman “seni büyüklerden birine emanet ettim, sakın reddedip perişan olma, âhir ömründe iyi bir insan olursun inşaallah” demişti. Gümüşhaneli Efendimiz de bana “şeyhin seni bana emanet etmişti” demesi ile kendime sahip olamadım, bağırdım ve ellerine kapandım” demiştir.

Nakşbendiyye ve Hâlidiyye usulü gereği halvete çok önem verir, Zilhicce ve Recep aylarında senede iki defa halvete girerdi. Müridlerinden girmek isteyenlere de bu aylarda halvet yaptırırdı.

Yatarken ayak uzatarak uyumayı edebe aykırı saydığı için hiç bir zaman ayak uzatarak uyumamıştır. Bir defasında, hasta yatağında baygın bir şekilde dört büklüm yatan Gümüşhânevî (k.s.)’nin tedavisi için gelen doktor tarafından, ayakları uzatıldığında, kulaklarının ucuna kadar utancından kıpkırmızı kesilmiş, gözlerini hafifçe açarak, “bir de beni Rabbım’ın huzurunda ayak uzatma suçu ile başbaşa bırakmayın” diyerek ayaklarının toplanmasını istemiştir.

Bayram ve kandil gecelerini, müridleriyle birlikte sabahlara kadar zikir, fikir, tekbir, tehlil ve tahmidle geçiren Gümüşhânevî (k.s.) ömrünün son on sekiz yılını bayram günleri hariç oruçlu geçirmiştir.

A.Ziyaüddin, Sultan Abdulmecid, Abdulaziz ve 2.Abdulhamid devirlerinde yaşamış her üç padişahtan büyük alaka görmüş. Gümüşhânevî hazretleri 7 Zilka de 1311/13 Mayıs 1893 senesinde sabahleyin saat on sularında ansızın gözünü açıp "Hepsini isterim Ya Kibriyâ’!" diyerek dâr-ı bekâya irtihal eylemiştir. Kabri, Süleymaniye Camii avlusunda Kanûnî Sultan Süleyman Türbesi’nin kıble tarafındadır. Yanlarındaki kabirde zevceleri Havva Seher Hanım yatmaktadır.

Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî hazretlerinin Süleymaniye Camii Şerifi avlusunda, Kanûnî Sultan Süleyman Türbesi’nin, kıble duvarına bitişik, demir parmaklıklarla çevrili makberinin, mezar taşı kitabesi aynen şöyledir:

"Nazar kıl çeşm-i ibretle, makâm-ı ilticâdır bu!
Erenler dergâhı, bâb-ı füyûzât-ı Hüdâ’dır bu!
Ziyâüddîn-i Ahmed, mevlidi anın Gümüşhâne,
Şehir-i şark-u garbın, mürşid-i râh-ı Hudâdır bu!..
Muhakkak ehl-i Hakk ölmez, ebed haydır bil ey zâir!
#9;Saray-ı kalbini pâk eyle, bâb-ı evliyâdır bu!
Şu’a-ı dürr-i vahdet, menba’-ı ilm-i ledünnîdir.
Mükemmel vâris-i şer’-ı Mahmmed Mustafâ’dır bu.
Hilâfet müddetinden, "İrcii" vaktine dek Hakk’a,
Tarîk-i Hâlidî’yi neşr eden, Hakk-reh-nümâdır bu.
Cilâ-yı ruhdur zikri, mürîdana gıdâdır bu!"

Sene 1311, 7 Zilka’de (13 Mayıs 1893, Pazartesi saat: 10.00)

Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi (k.s) Hz ömürleri boyunca Akaid, Fıkıh, Tefsir, Tasavvuf ve dada çok hadis alanlarında atmışı aşkın eser vermiştir.