Gümüşhane 'nin en büyük kişisel web sitesi




ŞEYH-İ ŞEYRANİ

Şiran İlçesinde ve diğer İl ve İlçelerde Şeyh-i Şeyrani olarak bilinen Hacı Mustafa Efendi, yetiştirdiği öğrenciler ve güvenilir kişiliği ile İlçe insanına gönülde taht kuran evliyalarımızdan biridir.

1829 yılında Ruslar’ın Bayburt yöresine işkal etmesi üzerine, Sarıca köyleri, Çimen dağlarındaki Boğazyayla köyünün yaylasında Belen yaylası denilen yere göçerler, bir rus baskınına karşı.Gündüz gelir atlarla tarladaki ekinleri biçer, gece de çıkar yaylada otururlarmış.İşte bu yıllarda bir yağmurlu gecede Belen yaylada cıngırlık denilen kuyunun yayında Şeyh-i Şeyrani hazretleri dünyaya gelir.Şeyh_i Şeyrani’nin doğduğu yer taşlarla çevrili hala muhafaza edilir.

Babası sarıca köyünde Ömer Efendi, annesi Babacan köyünden Nasulı oğullarından Havva Hatun’dur.

İlk tahsilini Şiran’da yapan Şeyh-i Şeyrani, medrese tahsilini yapmak üzere amcasının oğlu Ahmet Efendiyi kader arkadaşı yaparak yanına alır ve onunla birlikte Trabzon’a gider. Trabzon da kayıt yaptırmak için medreseye başvururlar. Taşradan geldiklerinin hesabı yapılarak medresenin en kötü odalarından birisi gösterilir ve denirki; “Bu odada durursanız kaydınızı yapalım.” Bunun üzerine Mustafa Efendi der ki “Yeter ki Bizi Medreseye alın, biz her şeye katlanırız” Müderris kayıtlarını yapar ama bakar ki çok kısa sürede büyük başarı sağladı, bunun üzerine medresenin en güzel odalarından biri verilir.

Medreseden icazet aldıktan sonra Yurdun çeşitli Bölgelerini gezen Hacı Mustafa Efendi, gittiği yerlerde saygı ve sevgi ile karşılanırmış

Mustafa Efendi bir yerde kalıcı değilmiş.Sık sık seyahatlere çıkarmış.Sık sık evden gidermiş.Yine bir kesrinde Uşak’a gidiyor, amcasının oğlu kader arkadaşa Ahmet Efendi gidip getiriyor.

Bir ara Şiran’da tekke kurma çalışmalarına başlayan Hacı Mustafa Efendi, bu sırada Sarıca köyündeki Telli sülalesinden Ali çavuş ile arası açılır.Alı Çavuş’a sinirlenen Hacı Mustafa Efendi, Çorum’a yerleşmek üzere Şiran İlçesini terk eder bir daha da dönmez.

Çorum’a yerleşen Şeyrani, İlmi, ahlaki davranışları ile Tokat, Çorum, Amasya, Trabzon gibi yerlerde dilden dile anlatılmaktadır.

Çeşitli kitaplar ve şiirler yazdığı söylenen Hacı Mustafa Efendi’nin basılı eserlerine henüz rastlanmadı.Dilistan, Bedestan ve Gülistan isminde üç kitabının olduğu söylenir.Hatta bunların sonradan bir çuval içerisinde tarlaya gömüldüğü de anlatılan riayetler arasındadır.

Şeyrani’nin, Çorumda da çok öğrenci yetiştirdiği bilinen bir gerçektir.Bazı kaynaklarda Şeyrani’nin ismine rastlamaktayız.Şehler Şeceresinde Çorum-i Mustafa Rum-i Faruk Şeyrani diye yazılmıştır.Türkiye gazetesinin yayınlamış olduğu evliyalar Ansiklopedisinde şu kayda rastlamaktayız.(1)

1920 yılında vefat eden Mustafa haki Efendi, İlmi, Ahlaki, Tevazuu Tokat, Çoruym, Sivas, Amasya ve Yozgat’da dilden dile anlatılmaktadır.Mustafa Haki Efendi ilk tahsilini Tokat’da yaptıktan sonra Çorum Şeyh-i Şiranlı Mustafa Efendiye talebe olup icazet aldı.

(1)-Türkiye Gazetesi Evliyalar Ansiklopedisi c.9 s.235 :

Yine aynı kaynakta, Mustafa Haki Efendi’nin talebesi Sivaslı Mustafa Taki Efendi ve vefat edince, bazıları “İlim üç Mustafa ile gitti.Bunlar Çorum Şeyh-i Şiran’lı Mustafa, Tokatlı Mustafa Haki ve Sivaslı Mustafa Taki’dir demişler” diye yazılıdır.Uzun yıllar Çorum İli ve çevresindeki İllerin saygısı ve sevgisiyle yaşayan Hacı Mustafa Efendi’nin oniki kere hacca gittiği söylenir.

1899 yılında yine amcasının oğlu Ahmet Efendi ve müritleri ile hazırlıklarını tamamlayarak haca giderler.Bu Hac Şeyrani’nin son seferi olmuştur.

Ömrünü Allaha ve Peyganbere kavuşma arzusu ile tamamlayan Hacı Mustafa Efendi, kendiside bu yolculuğun son yolculuk olduğunu biliyordu ki, o dönemlerde Patişah tarafından hacca gidenlere yardım amacıyla İstanbul da verilen parayı kabul etmemiş, yanındaki müritlerine de almamalarını söylemiş. Müritlerinden biri Niksar’lı, biride yolcu diye adlandırdıkları bir şahıs , parayı niçin kabul etmediklerini soran müritlerine şu cevabı verir.”Yolcu yolda kalsa gerek, Niksar’lı deryada kalsa gerek, Şiranlı’da çölde kalsa.” Gerçekten daha vapura binmeden yolcu dedikleri mürid yolda hastalanarak ölüyor.Niksar’lı da denizde giderken vefat diyor.Hac vazifelerini tamamladıktan sonra bastonunu amcasının oğluna veriyor.”Sen git.Ben burada kalıp Peyganber Efendimize hizmet edeceğim.” Diyor ve o hac dönemi canından çok sevdiği Peyganbere kavuşuyor.1314 (1899)